GİRİŞİMCİLİK VOL:1


 

Globalleşmiş dünya üzerinde  ucuzladıkça yayılan internet hizmetlerini tanık olan insanların, girişimcilik adına iştahları kabarıyor. Buna karşın girişimlerin birçoğu ilk yıllarının sonunda defnedilmek zorunda kalıyor maalesef.

Ben de sizlere basit ve boş kaldığınız zamanlarda kendi kendinize uygulayabileceğiniz bir girişimcilik testi sunmak istiyorum. Eğer başarılı olduğunuzu düşünürseniz hiç boşuna vakit kaybetmeyin ve bir an önce atlayışınızı planlamaya başlayın.Ama eğer cevaplarınız havada kalır da  gözleriniz çaresiz bakışlar altında buğulanarak dolarsa, daha çok araştırmanızı, okumanızı, kendinize inanmanızı ve görmek için bakmanızı tavsiye ederim.

 

Soru 1) Diyelim ki sahibinden.com, gittigidiyor.com, facebook.com, bitaksi.com, yemeksepeti.com, Simit Sarayı yahut istediğiniz herhangi bir iş modeli ya da her neyse, hiç var olmamış olsa; siz hangi stratejiyi izleyerek aynısını kurardınız?

Soru 2) Kurduktan sonra hizmeti nasıl farklılaştırırdınız? Yani şu anda var olanın üstüne ne koyardınız?

Unutmayın bu iş modelleri çıktığında yaşadığımız coğrafyada hiç kimse tarafından bilinmiyordu, ya da hali hazırda bazı dişli rakiplerle mücadele etmek zorundaydılar.

 

Soru 3)  Sizi baltalayacak soru ve sorunlar karşı nasıl direnirdiniz?

 

 

 

 

Soruları kafanızda yerli yerine oturttuysanız size başarılar diliyor ve uğurluyorum, ama kafanıza hâlâ şuursuzca sağa sola çarpan düşünceler var ise haydi takılın peşime 🙂

Önce kurumsal kimliğimizi şöyle çıkarıp kenara asalım ve ortaya hazırladığımız meyve eşliğinde alevli konuşmalara dalalım.

 

Sahibinden.com: Taner Aksoy’un kendi ihtiyacından doğan bir site. Yeterli sayıda ve nitelikte ilan bulamamaktan yakınan Aksoy 2000 yılında  40 metrekarelik bir ofiste sahibinden.com’u kurduğunda gazetelerdeki ilan sahiplerini tek tek arayarak ilanlarını kendi sitesine girmiş.

Şimdiki ofisi bizim mahallenin yarısı büyüklüğünde olan şirketi kurma fikri sizin aklınıza gelmiş olsaydı muhtemelen:

  • Adam zaten gazeteye ilan vermiş bir de neden senin sitende olsun ki?
  • Satacağı her neyse senin sattığından nasıl haberin olacak, bir de onu mu kontrol etmeye çalışacaksın.
  • Hadi kontrol ettin sitede fotoğraf yoksa işin anlamı da yok Türkiye burası kimse sana fotoğraf göndermekle uğraşmaz.
  • Hadi adam senin sitene geldi alanları senin istediğin gibi doldurdu, acaba ürün adamın koyduğu ürünle aynı mı? biliyorsun bizde cevizin iyisini üste koyarlar eve gelince anlarsın Hanya’yı Konya’yı.
  • Diyelim ki alıcı mal bozuk dedi ve kabul etmedi, satıcı da ben düzgün gönderdim dedi ve o da iadeyi kabul etmedi; sen zaten hiçbir şeyi görmüyorsun. Tamam dükkan kiralıyorsun ama güvenirliğini sarsar.
  • Ya da adam parayı aldı malı göndermedi. Olmayacak iş değil. Sarsılan itibarını nasıl toplayacaksın.
  • Hem kaç kişinin evinde internet var ki?
  • Bizim millet malı görmeden dokunmadan almaz.

Bitaksi.com:  52 yaşındaki girişimci Nazım Salur’un nur topu gibi bebeği. Kolları sıvamadan önce 1500 kadar starup(başlangıç) projesi inceleyen Salur ve ekibi 2012 Haziran ayında karar aldı ve 2013 Mart ayına kadar uygulama üzerinde çalıştı. Daha önce farklı bankaların taksilere adapte etmeye çalıştığı ve başarısız olduğu girişimlere aldırmadı fakat veriler pek iç açıcı görünmüyordu.

  • İstanbul’da 4-5 milyon taksi kullanıcısı vardı
  • 40.000 taksi faaliyet gösteriyordu
  • Taksi şoförlerinin sadece 10.000 tanesinde akıllı telefon vardı.

Adama sorarlar;

  • Taksi dediğin zaten her yerde kum gibi neden senin uygulamanla çağırsınlar ki.
  • Zaten yağışlı havalarda taksi bulamıyorsun, o zaman senin uygulaman ne işe yarayacak.
  • Mesafeyi kısa buldukları zaman varlık amaçlarını unutup sana tenezzül bile etmiyorlar, bu durumda müşteri seni tanır, nasıl cevap vereceksin?
  • Kaldı ki taksiciler kilometrede kuruşun hesabını yapıyorlar, onlardan komisyonu nasıl alacaksın?
  • Taksi kabul ettim dedi gitmedi, müşterini muzdarip oldu nasıl çözeceksin? Sonuçta sistemde müşteriye taksi atanmış görünüyor, yani başka taksi talip olamaz.
  • Tersi de mümkün, müşteri taksiyi çağırdı sonra yoldan geçen bir tanesine bindi, hiçbir bilgi yok elinde, müşteriye ceza mı keseceksin kulağını mı çekeceksin?

Simit Sarayı:Haluk Okutur’u öğrenimini tamamlamış her erişkin erkek gibi geleneksel dertler sarmıştır. Nasıl daha iyi geçindiririm ailemi? Ne iş yapsam? Nasıl daha iyi yaşarım? Nasıl daha çok para kazanırım? Soruların birikmesine mukabil kendisi için 50-60 sayfalık bir kitapçık hazırlamaya kalkar, bunun için de  çeşitli konulara dair yaklaşık 6.000 doküman inceler ve çalışmasını 8 senede tamamlar. (6.000 sayfa boyunca neden lafı uzattıkları da ayrı bir sorunsal tabi)

 

Çalışmalarının sonucunda Osmanlı fast foodu olan simit son durağıdır. Geriye sadece Erzincan’dan kalkıp İstanbul’a gelmek, cebindeki hiç lirayla dükkan açmak ve yapmasını dahi bilmediği simit işine girmek kalır.

 

 

 

Aşamaları hiç bozmadan aynen bu sırayla izler ve şu anda binlerce çalışanı olan şirketin temellerini atar.

Adama Sormuşlar:

– Kaç paran var?

-Param yok, ama üniversiteden bir arkadaşımın ortak oluğu fotokopi dükkanının sahibi aynı zamanda tutacağım yerin sahibi. Ben de kendisiyle ortak olacağım.

-Simidi nasıl yapacaksın?

-Bilmiyorum bir usta bulacağız artık.

-İyi de birader her köşe başı simitçi, yani bunu yıllardır yapan kimse dükkanda yapmayı akıl etmemiş tek zeki sensin öylemi?

-Bence öyle.

-Sandalye masa işini ne yapacaksın?

-Ucuz yollu ayarlamaya çalışacağız.

Çağlayan’da gezerken Okutur, yakılmak üzere bekleyen marangoz atölyesinden küçük tabure ve sandalyeleri satın alır. İmkânsızlıktan oluşan mekân, artık “simit sarayının konsepti” olur. Sıra gelir fırına. Simitin taş tabanlı ve odun ile yanan fırında pişmesi gerekir. Ancak kısıtlı bütçe ile lahmacun fırını yaptırabilir. Bu kez de fırını yapacak usta bulamaz. O dönemdeki bilinçli tüketim alışkanlıkları, simide yönelik itibarın azalması usta sayısını ve yatırımı da azaltmıştır. Bu nedenle lahmacun fırını yapan bir usta bulur. Simit fırını daha geniş olması gerekirken, lahmacun fırını küçük hacimli olduğundan 30-40 adet simit yarım saatte ancak pişer ve kuyruğa neden olur. Ancak bu kuyruk “Türkiye’nin en güzel simit yapan yeri” şeklinde algılanmasını sağlar.

Bu süre zarfında masa, sandalye, fırın, çay ocağı konsepti tamamlanır. Ancak Okutur, simidin nasıl yapıldığı, nasıl halka haline getirildiği, nasıl susamlandığı konusunda fikir sahibi değildir. Bu nedenle simit yapacak ustaya ihtiyaç vardır. Simit satışları azaldığından simit yapan ustayı bulmak veya varolan ustaları transfer etmek zor olur. Bir gün haber gelir ve Eminönü’nde işsiz kahvelerinin birinde aylardır iş arayan bir simit ustası bulur. Simit Sarayı’nda hatırı çok olan Kenan Usta ile tanışır. Uzun bir aradan sonra satışlar artar ve tek Kenan Usta ile işler yürüyemez hale gelir. Merkezi üretim yapan bir tesise ihtiyaç duyulur ve 2004 yılında şu anki tesise geçiş gerçekleşir.

Okutur’un söyleşide aynı heyecanla anlattığı diğer bir anısı ise Boğaziçi Üniversitesi’nden sonraki Simit Sarayı’nı tanıtan Mecidiyeköy Ortaklar Caddesi’ndeki mağazasıdır. Gazetelerle kaplı bu dükkanın sahibinin bilgilerini alır, görüşür. Fakat “Ben o dükkândan zarar ettim” der ve mülk sahibi 100.000 dolar hava parası ister. Bu cevaba karşı Okutur dükkanı devralmaya karar verir. Ancak bir problem vardır, cebinde un ve susam alacak kadar,  yani iki bin dolara yakın parasının olmasıdır.

Elindeki parayı verir, kalan parayı bir hafta sonra vermek üzere anlaşır. İyi bir proje olduğunu ortaklarından Abdurrahman Bey’in de kabul edeceğini düşünür. Ancak durum farklı olur ve kabul etmez. Daha sonra Mehmet Bey’e projesinden bahseder. Okutur’u bir ay boyunca zamanının çoğunu mağazada çalışarak gören Mehmet Bey “Bundan sonra ne iş yaparsanız, ben de sizinle beraber yaparım” der. Bu cevabın karşısında Okutur, doksan sekiz bin dolar hava parasından bahseder. Mehmet Bey çalışmak ister ancak bu kadar onun da parası yoktur.

Hayali olan, 18 yıl çalışıp biriktirerek aldığı Mercedes marka bir arabası vardır. Okutur bu arabayı teklif eder, Mehmet Bey ise kısa bir duraksama yaşar ve arabanın anahtarını verir sonrasında.

http://www.kigem.com/bir-girisimcilik-hikayesi-simit-sarayi.html

Şimdi gelelim kullanım alanlarına:

  • Kendini ispatlama isteği

  • Sınırlı gelirle sürdürülen yaşam klostrofobisi

  • Uzun süreli standart hayat kullanımı sonucunda oluşan kaşıntı

  • Daha iyisini yaparım inancı

  • Pilavdan dönenin… mantalitesi

  • Hakkını veririm sonra en çok ben rahat ederim düşkünlüğü ve

  • “İnadım inat kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğim çünkü nasıl yapacağımı çok iyi biliyorum” belirtileri görülüyorsa en yakın sağlık ocağına görünmenizi ya da bir an önce kolları sıvamanızı şiddetle tavsiye ederim.

Dipnot: Girişimcilik dalgalı bir denizdir, batmak da var çıkmak da var, kaldı ki yukarıda bahsi geçen kişilerden bazıları birtakım projeleri krallar gibi batırmışlardır.

  • “Yenilmekten korkan daima yenilir.”Yıldırım Bayezit

  • “Yapabileceğini düşünen yapabilir, yapamayacağını düşünen yapamaz. Bu değişmez ve tartışılmaz bir kuraldır…”PABLO PİCASSO

    SAYGILAR

    Mehmet Asil Nacar

    Industrial Engineer & Writer

    asil.nacar@hotmail.com

    Yazara Ait Kitaplar

pamuk-seker20170119144501

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s